7 Ağustos 2016 Pazar

Çocuklarda Saygı Eğitimi

Çocuklarda Saygı Eğitimi

Saygılı olmak iyi bir insanın taşıması gereken temel özelliklerden birisidir. Saygı insanın kendi kişiliği ile başkalarının kişiliğinin arasındaki sınırı bilip o sınırı aşmaması, kendi aleyhine dahi olsa başkasının hakkına, hukukuna özen göstermesidir. Her anne baba çocuklarının etrafa ve kendilerine karşı saygılı olmasını ister. Ancak saygının sınırının ne olduğu; kimlere, nereye kadar saygı gösterilmesi gerektiği konusunda bazı soru işaretleri olabilir.

Saygı ölçütleri kültürden kültüre farklılık gösterir. Bizim kültürümüzde yaşlılara saygı göstermek önemsenirken başka kültürlerde önemsenmeyebilir. Yine bizim kültürümüzde yardımlaşmak, ihtiyacı olanlara bağışta bulunmak çok önemlidir. Fakat örneğin Japonya’da yaşayan bir insana yardım etmek, para vermek onun kişiliğine yapılmış bir hakaret ve saygısızlık olarak kabul edilebilir. Saygı ölçütlerini bu kültürel farkları göz önüne alarak belirlemek gerekir. Aynı kültürün içinde de ölçütlerde birtakım değişiklikler olabilir. Zaman  içinde değer yargılarında değişmeler görülebilir. Örneğin itaat kültürü ve otoriteye gösterilen aşırı saygı kişinin özsaygısı aleyhine işlediği için bu konudaki ölçütleri yeniden düzenlemek gerekir.

Saygı Eğitiminde Yapılan Hatalar

Yukarıda ifade ettiğimiz gibi kültürümüzde itaat ve büyüklere saygı önemli bir yer tutar. Sadece büyüklere değil, nefes alıp veren her şeye saygılı olmak elbette çok güzel bir davranıştır. Ancak bunu özsaygıyı önemsememe noktasına götürmek kendine güvensiz, girişimci olmayan, inisiyatif kullanamayan, değişimi sorgulamayan, zora talip olmayan, yeteneklerini geliştiremeyen insanlar ortaya çıkarır. Baskıcı kültürel özelliklerimiz nedeniyle ailede baba baskısı şeklinde başlayan bu sürece ilerleyen yıllarda toplum baskısı, koca baskısı,  kayınvalide baskısı da eklenir ve kişi kendi özsaygısını kaybeder, kendisini bir çeşit paspas gibi görür. Kendi kişiliğinin sınırlarını bilemeyen, sadece kurallara uymak zorunda hisseden ama kuralları sorgulamayan bir insan ortaya çıkar. Anne babalar kendi haklarına sahip çıkabilen, silik olmayan, kendine güvenen çocuklar yetiştirmek isterler. Ama hayatın içinde yaşanan olayları alıp incelediğimizde genellikle o anda sorunu çözmek için çocuğun kendine güvenini zedeleyeceği tavırlar takınıldığını görürüz. İnsanların çoğu başkalarını kırmamak, gücendirmemek için kendi çocuklarını kırar ve çoğu zaman bunun yanlış bir davranış olduğunu fark bile edemez. Cocuklara saygı eğitimini hak duygusuyla birlikte vermeliyiz. Cocuk hem kendi hakkını talep etme, hak arama becerisini kazanmalı, hem de başkasının hakkına zarar vermeme bilincini benimsemelidir. Cocuğa körü körüne itaat alışkanlığı kazandırmak yerine doğru olana, hakka, akla uygun olana saygı alışkanlığı kazandırılmalıdır. Cocuğun zihninde iyi-kötü, doğru-yanlış kavramlarının oluşması için ona kuralların nedenleri, gerekçeleri izah edilmelidir. Cocuk kurala anne babası öyle istediği için değil doğru olduğuna inandığı için uymalı, başka insanlara da bu motivasyondan hareketle saygı göstermelidir. Körü körüne uygulanan kurallarda neyin neden yapıldığı bilinmediği için tutarsızlıklar olacaktır. Aslolan çocukta kalıcı bir davranış değişikliği ve saygı bilinci geliştirmektir. Aksi halde çocuk sadece anne babasının yanında onların istediği gibi davranıp yalnızken canının istediğini yapabilir. Cocuklarda saygı eğitiminde anne babaların tutumları çok önemlidir. Cocukların benmerkezci olduklarını biliyoruz. Benmerkezcilik, çocukların bencilce davranmalarına, hata yapmalarına neden olur. Cocuklar davranışlarının sonucunu düşünmeden hareket ederler. Kendilerini nasıl iyi hissederlerse öyle davranırlar. Cocuk için o anda korkunun gitmesi, incinme ihtimalinin ortadan kalkması, kendini daha iyi hissedebilmesi saygısız bir davranışta bulunması için yeterli nedendir. Davranışının iyi mi kötü mü olduğunu, uzun vadeli sonuçlarını düşünmez. O nedenle anne baba çocuğa doğru rehberlik yapma görevini yerine getirebilmelidir. Büyükler rehberlik rolünü doğru üstlenebilirlerse çocuk hayatı tanır; nerede, nasıl davranacağını öğrenir. Aileler saygısızlık, haksızlık yapan çocuğa mutlaka müdahale etmelidirler fakat bunu çocuğa konuyla ilgili farkındalık kazandırarak, yaptığının neden yanlış olduğunu anlatarak yapmalıdırlar. Çocuğun saygısızlık yapmayı bir yöntem haline getirmemesi, huy edinmemesi için çaba göstermek gerekir. Aileler çocuğa saygının sınırlarını iyi çizmeli; nerede, ne yapılacağını öğretmelidir. Gülünecek yerde gülünecek, ağlanacak yerde ağlanacak, saygı gösterilecek yerde saygı gösterilecek gibi zaman kavramını iyi öğretmek gerekir. İnsanın kişilik gelişiminde sosyal sınırları çizebilmek çok önemlidir.

Saygılı Davranarak Hakkını Aramak

Saygılı davranmayla hak arama arasındaki sınır önemlidir. Hak aramak illa ki zor kullanmak, şiddete başvurmak değildir. İyilik yapana iyilikle karşılık verilir. Kötülük yapana kötülük yapmak değil de haksızlık yapmamaya çalışmak, haksızlık yapmadan hatasını göstermek idealdir. Cocuğa sadece iyilere saygılı olmayı değil kötülük yapana haksızlık yapmama kaygısını da öğretmek gerekir. Çocuklara haklarını ararken saygı sınırları içinde kalmayı öğretmek için anne babaların bu konuda da model olmaları gereklidir. Kavgacı bir ailede yetişen çocuk ister istemez bunun sorun çözmek için doğru yöntem olduğunu düşünür, öyle hareket eder. Nasıl ki aile içi ilişkilerde haklı olmak yetmiyor, haklı olanın kendisini doğru bir üslupla ifade etmesi gerekiyorsa aynı şekilde sosyal ilişkilerde de kullanılan yöntem önemlidir. İnsanların medeniyet ölçüsünü gösteren en önemli özellik doğru yöntemle hak arama bilinci ve hukuka saygı anlayışıdır. Hukukun geçerli olduğu toplumlarda haksızlığa uğrayan kişi, karşısındakinin boynuna sarılmaz.

Hatayı Kabul Edebilmek

Günümüzde insanlar arasında yaygın olan bir tavır kişilerin haksız oldukları, hata yaptıkları durumlarda bunu kabul etmeme eğilimi göstermeleridir. Bu davranışın temelinde hata yapmanın insanın değerini azaltacağı düşüncesi yatmaktadır. Oysa ki hata yapmak çok doğal bir şeydir. Onemli olan insanın hatasını fark edip düzeltmesi ve aynı hatayı bir daha yapmamaya çalışmasıdır. Hiç kimsenin her durumda haklı olması mümkün değildir. Hatalı olduğu halde “ben hep haklıyım” duygusu içinde hareket eden insan çevresindekileri kendisinden uzaklaştırır. Bazı insanlar teşekkür etmeyi ve özür dilemeyi zayıflık olarak görürler. Sürekli haklı olduklarını savunma çabası içindedir. Bu davranışın arkasındaki dinamiği araştırdığımızda şunu görürüz: Kendilerinde birtakım eksiklikler gören insanlar kontrolü başkalarına bırakmamak için sürekli haklı olduklarını kanıtlamaya çalışırlar. Daima kendisinin haklı, başkalarının haksız olduğunu kanıtlamaya çalışan kendini beğenmiş kişiler kendilerini yalnızlığa mahkum ederler. Halbuki bir insanın hatasını kabul etmesi kendisine değer katar ve başkaları tarafından daha çok sevilmesini sağlar. Yetişkinlerin bu bilinçte olup hem kendi sosyal hayatlarında hem de aile içi ilişkilerinde özür dilemeyi bilmeleri ve bunu uygulamaları, çocuklarına doğru örnek olma bakımından önemlidir. Hatasını kabul etmek hem hak duygusuna uygun bir davranıştır, hem de kişiye duyulan saygıyı arttırır.

KAYNAK: Makul Cözüm, Mart 2004 Prof. Dr. Nevzat Tarhan

Niloya Barış Hikayesi

Niloya
Niloya Barış
Günlerden bir gün sevimli kızımız Niloya spora merak sarar. Bahçede mekik çekip ip atlar. Daha sonra futbol oynamaya karar verip başında top sektirir. Onu izleyen Mete o da bir şey mi ben omzumda sektiririm topu der. Bunun üzerine Niloya topu arkadaşına verip hadi sektir de göreyim der. Mete topu eline alıp önce omzunda sonra da başında sektirmeye çelışır fakat bir türlü başarılı olamaz. Nloya gülünce de henüz ısınmadım birazdan gör sen beni deyip yeniden başında sektirmeye çalışır. Bu seferde top başına hızlı bir şekilde çarpıp yere düşer. Niloya tekrar gülünce Mete buna üzülür ve küsüp gider. Niloya peşinden özür dilerim Mete diye bağırsa da Mete dönüp bakmaz arkasına. Bunun üzerine Niloya arkadaşı Mete için bir şarkı söyler.

Arkadaşım Mete gel oynayalım hemen gitme,
Bazen sen kazanırsın bazen ben,
Ne olursun hemen küsme, hemen küsme,
Haydi gel barışalım, gel yeniden yarışalım,
Bazen ben kazanırım bazen sen,
Böyle küsmek neden, söyle küsmek neden, küsmeyelim lütfen

Bir süre sonra Niloya elinde bir dilim pasta ile Mete'nin evine gider. Mete bahçede futbol alıştırması yapmaktadır. Niloya bak sana pasta getirdim deyince Mete, bırak şimdi pastayı izle beni der. Futbol topunu önce ayağında sonra başında başarılı bir şekilde sektirir. Sonra Niloya'ya dönüp küstüğümü zannettin değil mi der. Ben aslında yalnız kalıp alıştırma yapmak istemiştim der. Bunun üzerine Niloya ben küsmediğini zaten biliyordum, sen benim arkadaşımsın ve bana asla küsmezsin diye cevap verir. Daha sonra hadi başında sektir de görelim der. Mete topu başında sektirirken bu sefer de ayağı taşa takılıp düşer. Niloya gülmeye başlayınca Mete de ona eşlik eder. Hadi artık pastayı yiyelim der ve arkadaşının getirdiği barış pastasını bir solukta mideye indirir.

Niloya Gökkuşağı Hikayesi

Niloya
Niloya Gökkuşağı
Yağmurlu ve fırtınalı bir günde Niloya ve annesi pencereden dışarıyı izlerler. Bir anda yağmur durup gök kuşağı çıkar. Niloya sevinçle dışarıya fırlar. Ayaklarını dereye uzatıp rengarenk balıkları izler. Bu sırada nehrin suyunun azaldığını farkedip telaşlanır. Aceleyle evdekilere haber vermek için koşar. Tüm ev halkı Niloya'nın sesine dışarıya çıkarlar. Niloya nehrin suyunun azaldığını balıkların tehlikede olduğunu söyler fakat hiç kimse ona inanmaz. Dedesi olur mu öyle şey kızım sana öyle gelmiştir der. Bunun üzerine Niloya kucağındaki Tosbik'e hadi gel balıkları biz kurtaralım der ve hızla uzaklaşır. Ağabeyi Murat peşinden gider. Nehrin kenarına geldiklerinde Murat suyun azaldığını gözleriyle görüp kardeşine hak verir. Sebebini bulmak için nehrin yukarısına doğru yürüdüklerinde nehrin dal parçaları ile kapanmış olduğunu görürler. Murat ailesine haber vermeye gittiğinde Niloya'da yavrularını kaybetmiş gök kuşağı balığı ile konuşur. Merak etme yavruların nehrin alt kısmında birazdan önünü açacağız der. Bu sırada dedesi ve babası gelip dalları kaldırmaya başlarlar. Niloya sevinçle bir şarkı söyler.

Balıkların yolları tıkandığında, nehirler akmadığında,
Güzel insanlar koşar yardıma,
Çünkü sevgi dolu kalpleri var,
Kuşlar uçamadığında, kediler susadığında, çiçekler solduğunda,
İyi insanlar koşar yardıma,
Çünkü koskocaman kalpleri var

Hep bir elden nehri açtıklarında anne balık yavrularına kavuşur. Niloya o kadar mutlu olmuştur ki yaşasın balıklar, yaşasın gök kuşağı diye bağırır.

Niloya Kemençe Hikayesi

Niloya
Niloya Kemençe
Sevimli kızımız Niloya evin içinde arkadaşı Tosbik'i ararken gözü bir anda duvarda asılı olan kemençeye takılır. Annesinden izin isteyip eline alır. Ben bunu çalabilirim diye düşünüp çalmaya başlar. Tabii çalmayı bilmediği için kemençeden çok kötü ses çıkar. Annesi kulaklarını tıkayıp telaşla kızının yanına gelip kemençeyi dışarıda çalmasını söyler. Niloya tamam anneciğim deyip dışarıya çıkar. Ağabeyi ve arkadaşı Mete bahçede uçurtma uçurmaktadır. Yanlarına gelip ben çok güzel kemençe çalıyorum der. Mete heyecanla ben kemençeye bayılırım deyince heveslenen Niloya çalmaya başlar. O kadar kötü çalıyordur ki Mete yere düşüp bayılır. Çocukların ellerindeki uçurtmalar ise uçup gider. Ağabeyi Mete'yi yerden kaldırırken Niloya'ya git biraz da Tosbik'e çal der. Niloya az ilerideki Tosbik'e heyecanla koşup kemençe çalar. Tosbik' de sesten rahatsız olup kaçar. Niloya sırayla balıklara kuşlara kemençe çalar. Etraftaki herkes sesten rahatsız olurlar. Niloya bunun farkında değildir. Bir anda dedesinin sesi ile kendine gelir. Dedesi kızım sen kemençe çalmayı bilmiyorsun, kemençe öyle hemen öğrenilecek bir şey değildir, biraz zaman ister der. Bunun üzerine Niloya dedesinden çalmasını ister. Dedesi kemençe çalarken Niloya da keyifle bir şarkı söyler.

Do re mi çağırsam gelirler mi,
Kemençemin tellerinde dans edip eğlenirler mi,
Biraz zaman, emek vereceksin,
Biraz sabır, gayret edeceksin,
İşte o zaman kemençeyi çalacak notalarla dans edeceksin,
Do remi herkes geldi mi,
La si do işte bizim koro

Dedesi kemençe çalarken bütün aile onu dinlerler. Bitirdiğinde herkes onu alkışlar. Niloya kemençeyi yeniden eline alınca bütün aile hep birlikte aman Niloya sakın derler. Niloya merak etmeyin çalmayı öğrenmeden kimseyi rahatsız etmicem, şimdi biraz gidip kemençe çalışayım der ve sevinçle eve doğru koşar.

Niloya Sahur Hikayesi

Niloya
Niloya Sahur
Niloya sahur vaktinde dışarıda davul çalarak dolaşan Mete'nin babası Hasan amcayı görüp kendisi de davul çalmak ister.Ağabeyine biz de davullarımızı alıp çıkalım der. Birlikte izin almak için anne ve babasının yanına giderler. Annesi mutfakta sahur hazırlamaktadır. İki kardeş dışarıda davul çalmak için izin isterler. Annesi babalarının da yanlarında gelmesi şartı ile izin verir. İki kardeş babalarıyla birlikte sevinçle dışarıya çıkarlar. Bir an önce Hasan amcanın yanına gidip sen başka yerde çal biz bu mahalleyi uyandırırız derler. Hasan amca çocukların teklifini kabul edip mahalleyi onlara bırakarak gider. Bu sırada Niloya neşeli bir şarkı söyler.

Davulumu çalarım güm güm güm,
Çok eğlenceli olur her gün,
Ramazan gelince güm güm güm,
Davulcular geçer güm güm güm,
Akşam ezanlar okundu,
Geceler sanki gündüz oldu,
Uzaktan gelir sesi güm güm güm,
Böyle çok eğlenceli ki hergün,
Ramazan gelince güm güm güm,
Ne kadar güzel oldu her gün

Çocuklar sokaklarda davul çalarak ilerlerler fakat hiç bir evin ışığı yanmaz. Niloya ağabeyine hiç kimseyi uyandıramadık der. Tam bu sırada evinden çıkan cami hocasını görürler. Eyvah hoca ezanı okumak için gidiyo biz daha kimseyi uyandıramadık deyip hocanın yanına koşarlar. Hoca amca hiç kimse uyanmadı ezanı hemen okuma ne olur derler. Hoca merak etmeyin çocuklar daha vakit var deyip gider. Bunun üzerine iki kardeş Hasan amcanın yanına gidip biz kimseyi uyandıramadık artık evimize gidiyoruz derler. Bir an önce eve gidip sahuru yaparlar. Niloya uykuya daldığı sırada ezan okunur. Tosbik'e dönüp gördün mü hoca amca ezanı okumak için bizim eve dönmemizi beklemiş der.

Niloya Yeni Araba Hikayesi

Niloya
Niloya Yeni Araba 
Niloya kaplumbağa Tosbik ile dere kenarında uzanmış sıkıntıdan bir o yana bir bu yana dönüp durur. O kadar çok sıkıldım ki canım hiç bir şey yapmak istemiyor der Tosbik'e. Bu sırada arkadaşı Mete gelip kendisini bahçelerinde oynamaya çağırır. Niloya az ilerideki arabaya bakıp keşke bir arabam olsaydı onunla gelirdim der. Mete arabaya ne gerek var bizim bahçe az ileride der. Niloya gelmek istemediğini söyleyince Mete sen bilirsin deyip uzaklaşır. Az ileride dedesi ve babası depodaki eski eşyaları dışarıya çıkarıp düzenlemektedir. Belki orada eğlenceli bir şeyler bulurum diye yanlarına gider. Dedesine burada ne yaptıklarını sorar. Dedesi eski eşyaları düzenleyip işe yara bir şeyler yapabilir miyiz diye bakıyoruz der. Eski tahta parçalarını çivi ile çakıp bir oturak yapar. Niloya'nın aklına bir fikir gelmiştir. İki tane teker bulup babasına bunlardan daha var mı diye sorar. Babası var ama onlarla ne yapacaksın diye sorunca Niloya yep yeni bir şeyler yapacağım diye cevap verir ve bir şarkı söyleyerek işe koyulur.

Bir tekerlek buldum babamın çocukluğundan,
Tahta bir sıra buldum dedemin anılarından,
Aldım bu parçaları koyuldum işe,
Çok güzel bir araba yaptım kendime,
Düt düt düt Mete arabama bak,
Düt düt düt Tosbik'im gel sen de bak,
Haydi gelin arabaya köyü gezelim,
Canımızın istediği her yere gidelim,
Düt düt düt arabaya binelim,
Düt düt düt haydi gelin gezelim

Babası ve dedesinin yardımıyla eski parçalardan harika bir araba yaparlar. Yardımları için onlara teşekkür edip arabasıyla Mete'nin evine doğru yola çıkar. Mete bahçede misket oynamaktadır. Niloya'nın yeni tahta arabasını görünce çok beğenir. Niloya hadi canımızın istediği yere gidelim arabayla deyince Mete arkadan arabayı ittirip iki arkadaş keyifle eğlenmeye başlarlar.

1 Ağustos 2016 Pazartesi

Niloya Bülbül Şarkısı Hikayesi

Niloya Bülbül Şarkısı
Niloya Bülbül Şarkısı
Niloya annesi, babası ve ağabeyi ile birlikte bahçeye fındık toplamaya giderken ormanın içinde bir kuşun ötme sesini duyarlar. Ağabeyine bak nasıl acıklı ötüyor hadi gidip bir bakalım der. Hep birlikte sesin geldiği yere giderler. Yerde küçük bir bülbülün acı içinde öttüğünü görürler. Babası eline alıp baktığında kanadının kırılmış olduğunu fark keder. Onu eve götürüp iyileşene kadar bakalım der. Bunu duyan Niloya sevinçten bir şarkı söyler.

Yaralı bir bülbül buldum kıyamadım,
Öyle güzel sesi var ki doyamadım,
Yaralı bir bülbül buldum kıyamadım,
Öyle güzel sesi var ki doyamadım,
Çok şükür iyileşti sonunda,
Şarkılar söylüyor bana,
Cik cik cik bülbülün şarkısı bu,

Eve getirip baktıkları bülbül günler sonra iyileşir. Niloya’ nın odasındaki kafeste ötüp şarkılar söyler. Niloya büyük bir keyifle bülbülü şarkısını dinlerken babası gelir. Bülbül artık iyileşti onu doğaya bırakmamız lazım der. Niloya o benim bülbülüm, onu bırakamam biraz daha kalsın diye ısrar edince babası biraz daha kalmasına izin verir. Günler geçtikçe bülbül ötmemeye şarkı söylememeye başlar. Bu duruma üzülen Niloya babasını çağırıp bülbülün hasta olmuş olabileceğini söyler. Babası onun doğayı, ailesini, arkadaşlarını özlemiş olabileceğini o yüzden ötmediğini söyler. Bunun üzerine Niloya kafesin kapağını açıp bülbülü doğaya salar. Bülbül neşeyle bir şarkı söyleyip uçar gider.